28 Ocak 2012 Cumartesi

O esnada Saba Tümer her şeyden habersiz, şirinlerle monopoly oynamaktaydı



Arka fonda 'dın dın, dın dın' diye bir sesle ilgili görüşme odasına girdim ama acemiyim tabi, konuya henüz hakimiyet kurmamışım. Bacaklarım titrer bir yandan, kalbim ağzımdan çıkmaya çalışır bir yandan. Şimdi olsa her şey çok daha profesyonel bir biçimde ilerlerdi ama neyse artık böyle gelişmesinin de bir anlamı vardır der içimdeki kaderci ile selamlarım hepinizi.

O gün yepyeni şeylerden bahsedilmekteydi. Alanında en birinci uzman olan doktorla görüşmüş birden cümbür cemaat sıkıştırılmış İngilizce kursuna gitmişçesine kanser hakkında artık çok daha bilgili ve hatta neredeyse yetkindik. Ama şimdi aramızda geçen diyalogları düşündükçe gülmekten kendimi alamıyorum ve sizinle de paylaşmak istiyorum.(Nüktedan insanım yaa, severim insan güldürmeyi hah )

Öncelikle kısaca doktor maceramız hakkında bilgi vereyim. Şimdi ilk olarak sabah kalktık annem, ben, çiğdem (kız kardeşim olur), tolga (kendisi cebimdeki kangurudur o derece lakayıt yakınlığımız var), dilek(en yakın arkadaşımdır ve tıp fakültesinde son sınıf öğrencisidir-bu bilgiye ilerde ihtiyaç duyulacağı için veriyorum, boşboğaz demeyin bozuşuruz). Hepimizde bir telaş ama ben böyle bir şeyi hayatımda ilk kez görüyorum. Herkeste bir birbirine bir soru sorma, bir dokunma ya da herhangi bir ilgi kurmaya dair acayip bir gerginlik, öyle ki yanlışlıkla çarpışsak çizgi film karakterleri gibi patlayacağız. En komik görünümlü olan annem tabi, stv nin 5.boyut falan gibi dini programlarındaki figüranlar yanında halt etmiş. Güya hiçbir şey yok, çok metanetli ama konuşurken arkada melodik bir dıp-tıs ritmi kalpten geliyor.


Neyse zor bela her seferinde ya birimizi ya bir şeyi unutarak altı-yedi deneme sonucunda başarıya erişerek taksiye binebildik ve ilgili kliniğe gittik. 'İlgili klinik' tamlamasını yazdığımdan siz ne kadar ilgili bir klinik olduğunu tahmin edemezsiniz ama vurgumu duysanız anlardınız ki, oldukça ilgili. Şöyle ki; tüm doktorlar aslında fakültelerde de çalışmaktalar ama fakültelerde bu adamları bulabilmek ilk çağda yer çekimini bulmaktan daha zor ama yanlış anlaşılmasın elbette imkansız değil. Ve fakat iş klinik düzeyine geçince inanamazsınız çağ atlar gibi hissediyorsunuz kendinizi, giriyorsunuz hooop bir bakıyorsunuz doktorla msn smiley leri yollamaktasınız birbirinize, e tabi cüzi bir meblağ karşılığında. Tek sorun var nefes almaktan selam vermeye kadar her şey 'meblağ’lı. Neyse canım sonuçta canımızdan kıymetli değil ya, keza klinikte de her yerde öyle bir mimik hakim 'gereği neyse yapılsın, parası neyse veririz'. Tüm bu hengame içinde beş kişi olarak bekleme salonunun yarısını doldurmuş, paramızın hakkını almaya kararlı bir şekilde beklemeye başlamıştık. Derken gülüşü Saba Tümer'i dahi özleten sekreter kız bizi içeri aldı ve kim gelecek kim kalacak bir kılıç kalkandan sonra annem, ben ve dilek girdik.




 Evet, inanılır gibi değil ama şu an resmen onunla yüz yüzeydik ve aman Tanrım o da neresinden bakarsan bak insandı. Sol kolunu uzatarak koltukları işaret etti ve suratında o deep freeze gülümseme vardı. Öyle ki biri sağ yanağına aniden vursa soldan çatlamaya başlayacak gibiydi. Ama tabi sizi uyarmam gereken bir husus olarak; böyle anlarda mantık ve gerçeklik duygunuzu yitiriyorsunuz ve size sunulan tüm iyi şeylere inanılmaz bir hızda ve kuvvetle inanıyorsunuz. Eğer bu duyguyu kontrol etmeyi başarırsanız kesinlikle iki adım öne geçersiniz. Velakin ben zaten önceden de pamuk şekerin pamuğuna bile tav olan, iyimserlikte polyannaya bile depresif günler yaşatan biri olarak bu adama öyle inandım öyle inandım ki, sizin o yedi yaşınızda uslu durup şirinleri görmeyi bekleyen haliniz beni görse olay yerini terk ederdi. Artık benim karşımda bir doktor değil bildiğin süperman'in organik hali vardı. Öncelikle hikayeyi sordu, başladım anlatmaya, sonra röntgenleri aldı ve bakmaya başladı. O an suratında oluşan ifade öyle bir ifadesizlik barındırıyor ki (sanıyorum hekimlere bu konuda ders veriyorlar zira ilerleyen süreçlerde çeşitli başka doktorlarda da bire bir aynısını gördüm) ben on yedi yıldır tiyatroyla uğraşıyorum, o mimiği veremem. Tabi o mimiği karşıdan izlemek dünyanın en zor şeyi sıralamasında top onda kesin yerini alır. Kafasını kaldırdı, ben kaç ay ömrüm olduğunu söyleyecek diye bekliyorum, 

-Önce KEMOTERAPİ, sonra RADYOTERAPİ uygulayacağız dedi.

Bu iki kelimeye dikkat ediniz zira ben otursam yanıma yüzüklerin efendisindeki orkları da alsam bu iki kelimeye çarpık anlamlar yükleme konusunda aylarca çalışsak bu kadar çarpık anlamlar yaratamayabiliriz.

Meraklısına Not: Yeni aldığım ilaçlar beni arada duvara bir sinek misali yapıştırınca pes edeceğim sandılar ama  bunun mümkün olmadığını bence fark ettiler. Tabi bu arada biraz uzun zaman geçti yazı yazamadım ama siz anlarsınız ;) Bir sonraki yazım da yaygın ve yanlış kemoterapi ve radyoterapi tanımlarıyla ilgili olacak, en kısa sürede görüşmek üzre... 

1 yorum:

Barney Sikerson dedi ki...

boyle dotorlara ayri bir tav oluyorum, sonra memlekette doktora neden siddet uygulaniyor dyorlar. bazi doktorlar var ki adamlar bildigin seker, caya kat karistir.
doktorlara tip fakultesinde ders olarak doktor-hasta ikili iliskileri hakkinda ders vermeleri gerektigini dusunuyorum.

Yorum Gönder