25 Şubat 2012 Cumartesi

tamam o zaman ben gidip kendimi ayaklarımdan tavana asayım

En ilgili doktorumun en steril odasından çıktığımızda kapının önünde bizi merakla bekleyen tolga ve çiğdeme 'önce kemoterapi, sonra da ihtiyaca göre radyoterapi alacakmışım' dediğimde yüzümü görseydiniz bu iki konuda ihtisas yaptığımı sanırdınız. Çünkü içerideyken canım doktorum bizi bu konuda bilgilendirmiş, yetkin hale getirmişti.
-Kemoterapide adından anlayacağınız gibi ilaçla tedavi ediyoruz, radyoterapide adından anlayacağınız gibi radyasyon yani ışınla tedavi ediyoruz.

Vay anasını ya... Lisede nevzat diye bir vatandaşlık bilgisi öğretmenim vardı. Van gölü canavarı hikayelerinden sonra aslında fırat gölü canavarı da olduğunu, kendisinin boyutunun malatya kadar olduğunu (fırat oldukça ufak bir nehirdir, malatya kıyaslamasındaki mübalağa fark edilsin diye bildireyim istedim) kendisinin onunla savaşıp onu ortadan kaldırdığını falan iddia edecek kadar özel bir yaratıcılığa sahipti ve kendisine sorulan dersle ilgili sorulara çok manidar bir yanıtı vardı ;

-hocam yargı yetkisi türkiye cumhuriyetinde neden devredilemez.
-cevabı kendi içinde çocuğum. siz daha soruları okumuyorsunuz ki , hepiniz tembelsiniz.... ile başlayan uzun bir aşağılama silsilesi.

Kemoterapi ve radyoterapi 'adından da anlaşılacak' birer tedavi yöntemiyken en avam biçimde orada durmuş soru soran o halimiz ve elit doktorumun duruşu bana nedense o ortaokul yıllarımı anımsattı ve hemen kafamdan geçen soruları sormaktan vazgeçtim. Zira hangisinin adından anlaşılıp anlaşılamayacağını ayırd edebileceğimden emin değildim. Hal böyle olunca hislerimi kendime nasıl oturttumsa tolga ve çiğdem de sanki çok iyi anlamışlarcasına hiç soru sormadılar. Ve bilginin hepimize verdiği o dingin(!) sessizlikle ilgili kliniği terk ederken içeri girdiğimizde mevcut olan o heyecan, panik, etrafı kırıp dökme sakarlığı gitmiş yerini anlamsız bir boşluğa bırakmıştı. Ama yine de hepimizin içinde 'ne de olsa dilek var, o bizi aydınlatır' diye bir inanış vardı ve bu bizi ister istemez rahatlatıyordu.


Eve geldik ,hiç acele etmeden kıyafetler değiştirildi vs, müzik durunca aniden yerlerine oturan evlilik programı seyircileri gibi bir komutla dizilip oturduk. Herkesin rolü belliydi, dilek birazdan bir tıp fakültesi son sınıf öğrencisi olarak hepimizi aydınlatacaktı. Az az çaktırmadan başladık.

ben-şimdi bu kemoterapi ilaç tedavisi yaaa, nasıl bir ilaç bu
dilek-ilaç ya.... kanser ilacı işte......
ben-hımms ilginç.- ben de mide ilacı sanmıştım.- peki nasıl alınıyor
dilek-işte damar yoluyla....... ya da ağız yoluyla........ falan.......
ben-vay bee, sanki başka yol var gibi.- iyi güzel peki ne kadar zamanda bir alınıyor
dilek- o değişir........

Garibim dilek de konuyla ilgili ne yazık pek bir şey bilmiyordu ve her türk gibi bilmiyorum diyen geni bozuktu. (hani adres sorduğunuzda türkiye sınırlarında asla bilmiyorum yanıtı almazsınız ama beş dakikalık bir adrese yarım saatte ulaşan bir tomar örnek mevcuttur.)bu da ikinci seçenek olan kahraman yağmurun (bir kere düşüp ağzımı yüzümü patlattığımda yağmur;'et koy', dilek de 'ekmek çiğne' demiş  güzide insanlardır)
da bu konuda bize yardımcı olamayacağını gösteriyordu.

Ve işte genel öğrenme yöntemi ama bence en iyisi de bu; 'tecrübe ederek öğrenme'.

Ama ben yine de biraz bilgi vermek isterim blogu okuyan ben pozisyondaki hastalar için. Çünkü kemoterapi denince herkes alır eline sazı ve dünyanın en acıklı uzun havasını berbat bir sesle okumaya başlar.

-Ahh herşey neyse de kemoterapi çok kötü
-Miden çok bulanıyor hiçbişey yiyemiyorsun
-Çok halsiz oluyorsun
-Öyle kötü ki kendine gelemiyorsun
 -Saçların dökülüyor

Demem o ki  söylenenleri dinlesen -ki dinlersin- yani salla gitsin ya, kanserden ölmeyi beklemek daha az acılı olacak galiba dersin. Ama şu anda açıklayacağım bazı gerçekler şok şok şok etkisi yaratabilirr..... Azz soooonraaaaaa.....


Olayın patolojisi şöyle; kanser hücreleri aslında her vücutta var. Ne zaman ki savunma hücrelerin kanser hücreleri ile baş edemeyecek noktaya geliyor o zaman kanser hastası sınıfına terfi ediyorsun. Bu hücrelerin iki belirgin özelliği var;
-Çok hızlı ürüyorlar
-Şekerle besleniyorlar

Bu yüzden amaç onların üremelerini durdurmak ve besinlerini kesmek. Kemoterapi ilaçları da tam olarak bunu yapıyor. Ama işte daha azcık ilkel olduğundan seçici geçirgen özellikte değil. Faydalı zararlı ayırmadan vücuttaki tüm hızlı üreyen hücreleri yok ediyor. Dolayısıyla hızlı üreyen saç, kaş, tırnak, bağışıklık sistemi gibi hücreler de üremiyor. böylece saçlar dökülüyor, vücut halsiz düşüyor, yan etki olarak azcık mide bulantısı, baş dönmesi falan yapıyor.

Şimdi olaya bir de şöyle bakın;
bir kere ilaçlar 3-4 haftada bir alınıyor genel olarak.bu yan etkiler de ilk haftada görülür sadece hatta ilk birkaç gün ve temin ederim iyi bir diyetle hiç yok gibi oluyorlar. psikolojik olaraktan özellikle yıkıcı olan saç olayı ise bence tam bir avantaj. saçlarım dökülünce ilk etapta bir 'hadi lan' olduktan hemen sonra perukçuları keşfettim. böyle bir lüks olamaz ya. peruklar 50-70 lira arası değişiyor, sentetik bunlar ve gerçek saçtan asla ayırd edemezsiniz ve bir de bakıyorsunuz ki giydiğiniz kıyafete göre saçınız olmuş. ben bu süreçte her model her renk saç denedim, çok eğlenceli bence.

Tüm bu anlattıklarımdan yola çıkarak demek istediğim tam olarak şu,o odaya girin ve kararınızı verin dedim ya, yapmanız gereken tek şey gerçekten de bu. Bir savaşa giriyorsunuz ve bir sürü askeriniz var, onları iyi huylu ve mutlu olanlardan seçin. doktorunuzdan tutun da o süreçte hayatınızda olacak bakkal amcayı bile seveceklerinizden seçin. ve tek kumandanla yönetin,fikir almayın demiyorum ama kararları siz verin. ben bu süreçte gördüm ki bu işi hiç ilaç almadan beyin gücüyle yenen var, meditasyon yoga ile yenen var, ilahi güçlerle yenen var, sadece otlar kaynatıp yenen var, kemoterapi ve süreç esnasında kendini tüm toplumdan izole edecek titizlikle yenen var ama her türlü en kötüsünü, tıbbın en olmaz denilenini bile yenen var. ben sadece şunu merak ettim o yaptıysa ben neden yapmayayım ki =)=)


 Meraklısına not: Sürekli bahane anlatan gecikmiş sevgili rolünde buluyorum kendimi ama süreç ilginç süreç ya, değişik bir tedavi sürecindeyim, ilerleyen zamanlarda paylaşacağım üzre. o yüzden sık yazamıyorum ama işler iyi gitmeye başladı, mutluyum o yüzden şımarıklık hakkım varmış da onu kullanmışım gibi bir izlenime kapıldım,bozmayın nolcak yahuu ;)

5 yorum:

One Girl Two Boy dedi ki...

her sey yolunda gidicek biliyorum ve inaniyorum. neden mi cunku okudugum ve anladigim kadariyla sen cok guclusun ve bu gucun karsinda hic bir sey duramaz bunu anlamak zor degil :D

cips yiyemeyen kız dedi ki...

Bence okuduklarıma bakılırsa her şeyin yolunda gitmemesi için hiçbir sebep yok. Bu hastalık senin inancınla baş edemez bence.

Seda dedi ki...

İyi ki şımardın, ne güzel oldu, iki tane birbirinden nefis yazı yazdın, ben de okudum. Mutlu oldum. Bence sen bu illeti kesinlikle yeneceksin, başka bir yolu yok. Ben buradan sana en pozitif enerjilerimi sinerjilerimi gönderiyorum. Üzerine yapışsın, bir yere gitmesin :)

asux dedi ki...

fuck that bitch!

AtYarışındaki Eşek dedi ki...

Kanser mi? O da ne? Çok iyi tanırım kendilerini, sizli bizli olduk onunla, bu yüzden bu samimiyetsizliğim. Kovdum, o da küstü.
-Göreceksin olum geri gelcem ben! dedi.
-Elini ardına koyma lan! dedim.
Lanlı lunlu bile konuşmaya terbiyesizliğimin hat safhada olduğu noktada bıraktı beni, öyle daha bi rahat, daha kendinden emin biri olmama neden oldu. Özgüven sahibi gibi bir şey işte "milyonda birmiş benimki, onu bile yendiysem hohoyyt!" şeklinde bi rahatlığım var, aldıkları mı? - ııı biraz zor, 2.5 yıl gibi bi zaman, ergenliğimin altın çağı! :)
Başaracaksın yahu, o kim oluyor ki?
Ben de keşke o zamanları not alabilsem diyordum, sen benden de şanslıymışsın ;)

Yorum Gönder