7 Aralık 2011 Çarşamba

Benim Tatlı Kanserim

Birinci aşama yani ilk an geçmiş, ikinci evreye varılmıştır. Eğer ilk görüşte aşka inananlardansanız o inancınız artık mevcut olmayabilir bu yüzden.=) Mevzunun ilk öğrenildiği o gün hayatınıza bir sürü yeni tanım, ismini daha önce hiç duymadığınız bir tomar yeni akraba ve ilgili doktor ismi girer.

Herkes elinde bir telefon birilerini arar, birileri internete hastalığın adını yazar, birileri de nerden öğreniyor bilinmez bayağı bir örnek bulur ve akşam toplanılıp konuşulur. Bu konuşma çok trajikomik bir konuşmadır aslında. Çünkü herkesin suratına alabildiğine büyük bir anlamsızlık, korku, telaş, 'ne bok yicez,bu sefer sıçtık' ifadesi net olarak yerleşmiş olmasına rağmen tüm konuşmalar çok görkemli bir kahramanlık şiiri vurgusunda yapılmaktadır.


Benim kanserimin adı; rabdomiyosarkom.-adı bile iki ayda anca ezberlenir cinsten- yani çizgili kas kanseri.Bu kanser tipi normalde 0-18 yaş aralığında görülüyor,bilemedin +40, oysa ki ben 27 yaşıma rağmen azmedip kendisine yakalanmıştım,ee ne sandınız siz beni, öyle sıradan,efendime söyliyim göğüstü,akciğerdir,kolondu falan bana yakışmazdı, ama rabdomiyosarkom öyle mi ,olabildiğince karizmatik bir hastalık.-Zaten beni dünya üzerinde herhangi normal bir şey bulsa dişimi kıracağım.- Haliyle nadir bulunan bir yumuşak doku tümörü olduğundan bilgi toplama işini de geniş bir alana yayamadık ne yazık.Yani genel olarak internetle sınırlı kaldı. Tabi yine de bizim aile süper azimli olduğundan iki de yaşanmış örnek buldu ama işte onların bacaklarında idi tümör. Olsun bence bu da pekala büyük takdir hak ediyordu. Neyse o iki gün içinde konunun uzmanları ele alındı,slayt gösterileri yapıldı, tüm genel ve özel kimlik bilgileri değerlendirilerek yarıştırıldı,birinci gelen doktor seçildi, tacı takıldı,alkışlandı ve randevu alındı. Ve lakin ikinci ihtimal melahat teyzeden geldi ' ya benim yengeme de kanser teşhisi koydular, iki ay ömrü var dediler( bu arada bu iki ay ömre dair bir tomar anı vardır ama ben daha iki senede onca hasta,onca doktor gördüm böyle bir cümle ile karşılaşmadım,ilginçtir) sonra gitti bilmem nerde bir daha patolojiye yolladı hiçbirşeyi yokmuş'. E hal böyle olunca hemen parçaların da en iyi seçilen hastanenin patolojisine yollanma kararı verilir.

Demem o ki ; düşünün ertesi gün yola çıkıp okulu asmak üzere döneceğiniz o sıcak ve dağınık öğrenci eviniz, olağanında devam edecek olan yaşamınız bir anda alt üst olmuş, önümüzdeki  en az iki haftanız  bir bürokratınki kadar yoğun bir programa sahip olmuştur. Evet ani bir değişim olduğunu kabul ediyorum ama sizi temin ederim ki kendinizi hiç o kadar önemli hissetmemişsinizdir.

Meraklısına not: ***** ve varan 1- size arada böyle yıldızlı bilgiler vereceğim. bunlar her daim size faydalı olacak çok özel bilgilerdir ve bunlardan ilki şu ki; bir hastalığı asla ve asla internetten araştırmayın. Araştırsanız dahi bulduğunuz verilere mümkünse az ile hiç arası bir değerde güven duyun. Yapın bunu ya, adamı deli etmeyin!!!




5 Aralık 2011 Pazartesi

Merhaba dünyalı,ben kanser,dostum aslında, yersen tabi ;)

Bundan iki yıl önce, bol tatilli bir kurban bayramı bitiminde telefonum aniden acı acı çalar. O sırada yirmi yedi yaşımın baharında, çiçeği burnunda sekiz yıllık mimarlık öğrencisiyim. Sekiz yıl mimarlık mı olur demeyin, öğrencilik çok güzel ,biraz kalayım dedim. Hem konumuz bu değil -iyi ki- =) Bayram tatiline güzelim memleketime gelmeden bir kaç hafta önce sağ kolumdaki bir kitleyi aldırmıştım. Bu arada gittiğim türlü çeşitli doktorlar kitlenin iyi huylu olduğuna adlarından daha fazla eminler, hatta bıraksan iddiaya bile girerler, aralarında 'yahu aldırma dursun, ne gerek var' diyeni bile var. Allah'tan kitle biraz baskı etkisiyle ağrı yapıyor,benim de ağrı eşiğim düşük de ısrarcı davranıyorum ameliyat konusunda. Neyse ne kadar emin olurlarsa olsunlar almaları gereken biyopsi örneğini de iki iş birden çıkmasın diye ameliyat esnasında alıp, patolojiye yolluyorlar. İşte şahane bayram tatilimi berbat etmek üzre çalan o telefonun diğer ucundaki ses de meğerse ilgili fakültenin patolojisinde çalışan bir arkadaşmış.
-Merhaba, ben felaket tellalıyım. Siz de bedevi olmalısınız.
-Ah be, ben hep dört ayak, dokuz can falan,öyle takılcaz sanıyordum. Demek vakit geldi.
-Evet,nıhahahaaaa
-Eeee nedir durum
-Valla işte kanser olmuşsun canım.(Ama o an bu cümle 'hadi gidicisin, vedalaş milletle' gibi geliyor ziyadesiyle)
-Ama sen olamamışsın
-Ne olamamışım :S
-Ne biliyim ben ya mesela patolog olmuşsun amaaaaa adam olamamışsın, böhüüüüü
-allahın manyaaaağı

Çat!!!!!

Ve telefonu kapattım.O andan itibaren artık her şey bambaşka bir boyuta taşınmıştır. Nüfus bilgileriniz dışında her şey biri ya da bir güç tarafından değişmeye başlamıştır ve trajik olan siz durumu kafanızda tam canlandıramadığınızdan  olacakları çok daha kötü bir biçimde yazıp, yönetip, oynarsınız iki dakika içinde.
O iki dakika inanın sekiz yıl mimarlık okumaktan daha zordur.İlk önce herşey bitti sanırsınız, sonra birden idrak etmeye başlarsınız, bir sürü soru işareti, aileye nasıl söylenecek, bundan sonra ne yapılacak, ölecek miyim, ne kadar ömrüm kaldı ve kocaman bir boşluk hissi gelip midenize otururken aslında sürecin tamamen sizin isteğinize bağlı olarak gayet güzel ve hatta eğlenceli bile olabileceğini bilseniz o sırada, elbette her şey daha güzel olur ama bilmediğinizden o iki dakikayı iki sene gibi yaşar, suratınızın ortasında allak bullak olmuş bir soru işaretiyle öylece kalakalırsınız....

Meraklısına not: kanser kelimesini sıkça kullanıorum ki, artık ondan korkmayın, o kadar da kötü değil zira,sadece nerden bakıldığına bağlı şekil değiştiriyor ;)

GİRİZGAH

Biliyor musunuz şimdiye dek bir başlangıç cümlem olsa buna benzer başka bloglarım da olabilirdi velakin bu konuda üstün bir yeteneksizliğim var. Ama şu anda bu yaşadıklarımı paylaşmam çok elzem olduğundan bu hummalı arayışıma geçici bir süre ara verdim, sizler de beni şaşaalı olamayan giriş cümlelerim namına affediverirsiniz artık. Kimbilir belki daha bile sempatik bulup, ne biliyim aileden biri gibi değerlendirip bağrınıza bile basabilirsiniz deneseniz ;)
Evet şu an okumakta olduğunuz blog 'ben çektim, benden sonrakiler çekmesin' cümlesini ilke edinmiş, adeta bir el kitabı biçiminde yazılmıştır, bir KANSER hastasının el kitabı. Ama bir konuda olayın başından uyarmakta fayda görüyorum ki ; bu bir ' SOL' el kitabıdır. Gazetelerde çarşaf çarşaf yazan türlü faydalı yöntem, bilindik yol, klişe öykü, kanser olduğunuzu duyan yedi göbek akrabanın türlü şifa verici yöntemleri gibi bir takım mevzulardan biraz uzak, biraz başka bir üslupla yazılmıştır. Demem o ki bu blogda miş'li geçmiş zaman yerine di'li geçmiş zamana şiddetle sadık kalınmıştır.Yani bu blogu yazmakta olan kız, resmen 'kötü' bir kızdır, bu yüzden de size çoraplarınızı giyinin, sağlıklı beslenin, iyi uyuyun falan -zinhar- demeyecek, kendi tecrübelerinin onu getirdiği yanlış 'sayılabilecek' hikayesini anlatacaktır.
O yüzden iki düşünüp bir yaşayanlar, kurallara sadakatte sınır tanımayanlar, atlarla ve onların özellikle yanları görmesini engelleyen deri aparatlarıyla ilgili fetişi sahipleri, doğrucu davutlar, ahmetler, ayşeler, anne sözünden çıkmayanlar ve özellikle kronik umutsuz olup 'herşeyin en kötüsüne kendini hazırlayıp iyisi olunca mutlu olanlar' derhal blogu okumayı bırakın, adres geçmişinden de silin, olabildiğince uzaklaştırın kendinizden. Dediğim gibi bu kötü bir kanserli kızın yazdığı çok kötü bir kanserli öyküsü.

Benim şartlarım bu kadar, eğer hazırsanız,  'ben bu blogu ille de okurum arkadaş' diyorsanız, benden günah gitti, uyarmadı demeyin. Ve hep aklınızda bulunsun; burdaki tüm masallar mutlu sonla bitecek.