13 Aralık 2011 Salı

Ooooo kimler gelmişşşş

Hani aşık olduğunuz sabahlar vardır, böyle içinizde özel bir kıpırtıyla uyanırsınız;sanki böyle aslında son yarım saattir uyanmışsınız da içinizden koşuyomuşsunuz gibi. Hah bu sabah da öyle olur sanki son altı yüz saattir uyanıkmışsınız da içinizden ağlıyormuşsunuz gibi.İlk düşünce şudur ; 'Allah'ım belki de hepsi bir rüyaydı', her ne kadar rüya olmadığını bilseniz de öyle bir arzunuz vardır nedense, insanoğlu her zaman yapı itibariyle kolay olana yönelmektedir zaten. Misal bu kolaya, efendime söyleyeyim rahata yönelme bende çok daha gelişkin -ki buna halk arasında tembellik de deniyor sanırım. Ama o sabah o rahatlıktan ziyade benim de midemde çalan bir takım enstrümanlar yok değildi, müzik her daim ruhun gıdasıdır da sanırım benim içimdeki çalgıcı abiler mevzuya çok hakim değillerdi nedense. Suratımda da böyle soldan yenmiş bir yumruk gibi bir acı ama dediğim gibi tek taraftan bakınca anlaşılabiliyor. Bir sabah bir sabah ki tadından yenmez, bir sabah ki eşi benzeri emsali yoktur hayatınızda. En sessiz ve sakin biçimde kahvaltı edilir, sanırsınız ki ortamdaki herkes tanışalı beş bilemedin on dakika olmuş, yani sanki onca yıllık ale değillermiş de öyle yolda yürüyorlarmış ilgilerini çeken bir şey olmuş da geçerken uğramışlar gibi. Herkes hiç olmadığı kadar naziktir, babanızı bile herhangi bir ingiliz asilzadesinden ayıran tek şey yemek yerken aralara eklediği özel musikidir.

Derken kahvaltı biter ve aniden biri ondan geriye saymışçasına bir koşuşturmaca  başlar. İki gün sonra çıkılacak yolculuk, çektirilecek MR, BT,PeT-Ct efendime söyleyeyim alınacak kemoterapi, yok radyoterapi planları en cahil biçimleriyle ortaya saçılır ve işte bu satır aralarında dünyanın sonu ile karşılaşırsınız ; SAÇLARINIZ MI DÖKÜLECEK!!!!!!Artık aklınızda hep iki soru vardır saçlarınız dökülecek mi ve diğeri ya da en azından herkes bunu böyle sanır. Düşünsenize kanserinizin evresini, durumunu, ilerlemesini sormadan saçınızı soran insanlar çıkar karşınıza. Demem o ki süreç gittikçe daha bilinmez ve gizemli bir hal almaya başlar. Evet şimdi o kavramlara bir göz atalım,inanın büyük kolaylık olacak ;)

MR; bu emar diye okunan bir tip cihazdır,çok şişman adam da sevmez,en fazla 100 kg. işte gidersiniz kolunuzu, bacağı gövdeyi neyim sokarsınız o da kolunuzun iç dış şeklini şemailini çizer çıkarır, kanser buralarda gelmiş mi, vay niye gelmemiş, halbuki gereken misafirperverlik bizde de vardı falan düşünceleri ve kaygılarını falan da gösterir, laciverdimsi garip plastik benzeri bir kağıda da bir güzel baskı yapar, verir adamın eline.

BT; bu bt de emarın daha hızlı ve radyasyon vermek suretiyle zarar vererek çalışanıdır ama mesela ben bunu daha çok seviyorum zira öbürünün bir saatte çektiğini bu arkadaş 10 dk da çekiyor valla.

Pet-CT; bu arkadaş da bunların ağa babası, efendisi gibidir. Çok ehemmiyetli bir iş yapmak gibidir bunu çektirmek, bir gece önceden hazırlanmaya başlarsınız. Bir katı maddeyi suda çözersiniz, geceden başlayarak belli aralıklarla içersiniz, sonra sabah görüntüleme merkezine gidersiniz, sizi bir odaya alırlar ve neyiniz var neyiniz yoksa alırlar, şaka yapıyorum sanıyorsunuz ama alırlar. Hatta bu da yetmez sizi o odaya kapatıp ışıkları söndürürler, anlayacağınız olayın kendine has ayrıntılı bir ritüeli vardır ve en son size radyoaktif bir madde verirler. Artık siz de radyoaktif sayılırsınız özellikle bebekler ve hasta insanlar olmak üzre herkeslere takip eden 24 saat yaklaşmamanız tavsiye edilir. Normal küçük dünyanızda bir uzaylı muamelesi görür, itiraz dahi edemezsiniz.
Ama sonuç süperdir, tüm vücut cm sine kadar taranır, duyarlılıkta sınır tanımaz, ondan hiçbir şey saklayamazsınız, sivilcenizi bile,minicicik kanser hücrelerini bilem tutar. İşte tek bir kusuru var tutar ama ne tutttuğunu bilmez ona sorsanız akne mi, tümör mü öyle aval aval bakar ama olsun o kadar kusur kadı kızında da olur diye düşünüyorum.

olayın görüntüleme kısmı böyledir genel oarak, bunlar tanı için gereklidir.


Meraklısına not; bu bahsettiğim ve bir sonraki yazıda bahsetmeye devam edeceğim kavramları sağa sola sormayın, bizzat bir bilene danışın yanlış yönlenip paranoyalarla boğuşmayın, çünkü bilirsiniz ki bizim milletimizde 'ben bilmiyorum' diye bir kavram yerleşik değildir, yazık etmeyin kendinize ;)

2 yorum:

Just in Time dedi ki...

çok başarılı olmuş bu yazı yaw :)

Barney Sikerson dedi ki...

bizim insanimiz icin sac cok onemlidir, onun icin saclari sorarlar.

Yorum Gönder